Hz. Hüseyin (R.A.) ve yakınlarının Kerbelâ çöllerinde susuz şehîd edilmelerinden sonra zalim Yezid’in zalim ordusu, geride kalan kadın ve çocukları toplayarak Kûfe şehrine götürürler, İmam Hazretlerini ısrarla çağıran ve yardım sözü veren kalleş Kûfeliler ise, bu hazin manzara karşısında ağlamaya başlarlar. İmam Hüseyin (R.A.)’in kız kardeşi ve Hz. Ali’nin (K.V.) kızı Zeyneb (R.A.) bu ikiyüzlü insanların tavrından iğrenir ve şu tarihî konuşmayı yapar:
“Ey Küfe halkı! Ey hileci ve hıyanetkâr halk! Sizi gidi günahkârlar!... Şimdi ağlıyorsunuz ha? ALLAH göz yaşlarınızı asla dindirmesin! Gözlerinizden yaş hiç eksik olmasın! Şulelerinizin feryadı asla dinmesin! Kalpleriniz acı ve keder içinde yansın!
Ne sizin andlaşmalarınıza bir değer verilir, ne de sözlerinize itibâr edilir. Lâftan, öğünmekten, gösterişten, cariyeler gibi dalkavukluk yapmaktan ve düşmanla gizli işbirliği yapmaktan başka neyiniz var sizin? Bilin ki, siz şirretsiniz! karaktersiz ve alçaksınız!
Simdi kardeşim ve bizler için mi ağlıyorsunuz? Onun için mi hazin ve acıklı çığlıklarınız göğe yükseliyor? Evet VALLAHi, ağlayın da ağlayın! Çünkü siz ancak ağlamaya layıksınız. Sizinki öyle bir utanç ve alçaklık ki, hiçbir suyla yıkanmaz!
Siz zamanın İmamının katline ortak, en azından seyirci kalma alçaklığını içinize sindirdiniz. Onun mübarek kanının pıhtıları hâlâ ellerinizde ve siz onları aslâ aslâ temizleyemeyeceksiniz!” (alıntıdır)
12 Kasım 2013 Salı
23 Eylül 2013 Pazartesi
Zaman Tüneli
“Geçmisini bilmeyen gelecegine yön veremez.”diye baslarız ya tarih derslerimize. Tarih önemlidir ya güyaa! Önemli olan başka bir sey daha var aslında; bir milletin tarihinin savaslardan, antlasmalardan, zaferlerden ibaret olmadığı...
Tarih bizlere tüm bunların yanı sıra bir yaşam bicimi, bir değerler bütünü, bir kültür mirası devreder. Tarihini bilmek demek aynı zamanda bunları da bilmek olmalıdır.
“Nerde o eski sevdalar!”, “Nerde o eski bayramlar!”, “Nerde o eski dostluklar!” sorularının etrafımızda kol gezmesinin sebebi de budur, mantık hatalarıyla donatılmış yeşil çam filmlerini hala yüzünüzde şapşal bir gülümsemeyle izlememizin sebebi de…
“Geri Kafalı” sözünün bir hakaret sayılmasıyla basladı yozlasma. Degerlerine baglı kalmak demode, anne-babadan ögrenilenler(!) kulak ardı oluverdi. Bir ömürlük tecrübeyle süslenmiş büyüklerin öğütleri sıkıntı kaynağı olup çıkmıştı bir anda bizler için. Evden kurtulmak için can atan çocuklar, akrabalarını tanımayan gençler, saflığı aptallıktan ayırd edemeyen nesiller türedi.
Sevdiğinin gözlerinin içine bakmayı edepsizlik sayan, kapısının önünden geçerken görmüş olmayı tarif edilemez bir hediye gibi tüm gün, tüm gece kıpır kıpır yüreciğinde taşıyan delikanlılarımız, genç kızlarımız gitti, şehveti aşk sanan, yozlasmıs kültürlerine mediniyet diyen insanlar beliriverdi.
“Bir kere sevilir.”sözü manasız, artık moda “kimse vazgeçilmez değildir.”
Üniversite kantinlerinde son okuduğu kitapları tartışan, ülkenin geleceği için elinden geleni yapmaktan geri durmayacak insanlar gitti, eline kitap almamış, düşünmeye hiç zahmet etmemiş, konferanslar yerine boş lakırdıları, ama her zaman, tercih etmiş, fakat herşeyden haberdar ve herşey hakkında fikri olan filozofoslar önce düşünmeyi, sonra geleceğe dair umutları katletti.
Kim demiş evrim diye birşeyin olmadığını. Darvin’in söylediği gibi olmasa da bir evrim muhakkak var, olmalı. Aksi takdirde bu denli kötüye gidişin, bu denli rahat kabul edilebilirliğinin başka bir açıklaması olamaz.
Son olarak “Ne zaman tüneliymiş bee!”…
17 Ağustos 2013 Cumartesi
İSİMSİZLER
Çok mu aptalım ya da şaşkoloz ya da ne dersen işte... Anlamıyorum dönüp duran dolaplardan türlü çeşit renkler almış, içi boş kafalardan, savaşınızdan da anlamıyorum bir şey mesela...
Ağaçlar güzel evet, bir de ağaçları görmek isteyen miniklerin alacağı nefese talip zalimler var ama! Onlar ağaçları göremedi de sen de onları görmez değil misin?
Sen şimdi demokrasi mi diyeceksin, özgürlük deyip, özgür olmak isteyenin imanını gevreteceksin, maaşım az da dersin kesin, onu bunu boşver bu sene tatile nereye gideceksin?
Esma mıdır nedir şehit olmuş gariban, neydi bir de adı, yok sen hatırlamazsın, doğrusu bende bilmem ya, isimsiz şehitler yurdu oldu dünya, buna da artık bişey dersin?
İslamı yontup kendine göre şekillendirdin, üzerine bir de kimseleri beğenmedin, ölen kardeşinin adını bile merak etmedin, öldüğünde fatiha bilen herkes dünyadan silinmesin!
Bari bir gece ara ver derin uykuna, aç elini semaya, talebini ettin mi ki, soruyorsun neden zulüm dinmedi hala?
Etiketler:
adalet,
filistin,
isimsizler,
mısır,
şehitler
6 Temmuz 2013 Cumartesi
KPSS
Bugün kaç baba iki çocuğunu ve kendini öldürdü.. Bugün dünyanın türlü yerlerinde kim bilir kaç kişi bir kaza kurşununa kurban oldu ya da kaç kıza tecavüz edildi.. Bugün kaç masum kanıtı olmadığı için mahkum edildi.. Bugün kimler ne yeni kararlar aldı, nelerden vazgeçti.. Kimileri ölümün buz gibi yüzüyle burun buruna geldi.. Kimisi yine anlatamadı en sevdiklerine kendisini bir türlü.. Kaç kişi açlıktan kıvrandı da kimseler dönüp bakmadı.. Kaç kişi özlem denen duygunun zehriyle uyuyamadı sabahlara kadar.. Kim bilir kaçta kaçı dünyanın yine uzaklara kaçıp gitmek istedi.. Kaç çocuk herkesi mutlu edecek bir sihirli değneğin hayaliyle daldı derin rüyalara..
Ben şimdi kalkıp kpss mi diyeyim..
13 Nisan 2013 Cumartesi
melankoli
sardığında vuslat bilmez ayrılıklarım
dört bir yanını hayatımın,
saklayın beni derim en karanlık olanlarına
gecelerin..
İsimsiz
yüreğime çöktüğünde hezimeti ayrılıkların,
gözyaşlarım birer mısra olur şiir dokur.
ve ciğerime sinmiş en terkedilmişi şarkıların,
tam şuramda misketleri çalınmış bir çocuk, onu okur..
ey aşk nedendir bu bana uğramayışların,
herkesi sen hezeyan edersin beni ise sarhoşların,
hoşluğun ellere de bir bana mı nahoşların,
ben aklımla hoş değilim, gönlüm daim seni okur...
HÜZNÜN HÜZNÜMDÜR ÇOCUK
Bir sokak çocugu hüzünlendiginde,
Bulutlar üzerini örter, utanmasın aglarken diye,
Ve yagmur eslik eder kirli yüzünü yıkayan gözyaslarına…
Bir sokak çocugu serbest bıraktıgında gözyaslarını,
Ritmi degisir rüzgarın,
Hiç dinleyemedigi ninnileri, kuslar fısıldar kulagına,
Yaprakların hısırtısı karısırken onun hıçkırıklarına,
Yıldızlar daha fazla ısık sacar ki fark etsin onu DÜNYA…
Gariplik
Gariplik deyince aklınıza ne gelir bilmiyorum ama bana gariplik nedir bacım diye sorsalar, aklı başındalık derim, hele ki şu zamanda..
Cemaatçisi ayrı havada, dinin tüccarlığını yapmakta, sözde insan hakları savunucuları sadece kendi görüşünden insanların hakkını savunmakla meşgul, siyasete saplanmış beyni sulanmış gençlerin nicesi, tarihten, insanlıktan bihaber, eşitlikten, verilmiş haklı mücadelerden en önemlisi objektif bakış açılarından, başka görüşlere açık olmaktan aynı zamanda davasına sahip çıkabilmekten yoksun...
Söyleyin bana hele, tüm bunların farkında olup da elinden hiç birşey gelmemesi durumu çaresizlik değil de nedir? Tüm bu insanların arasında aklı başında insanın vaziyeti "gariplik" değildir de nedir?
Uzun lafın kısası azizim Allah hepimizi bu dünyada garip, gariplikten muzdarip eylesin...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)